Ev / EĞLENCE / Antalya’da Yaşanan İlk An

Antalya’da Yaşanan İlk An

İş yerinden çıktım. Daha mesainin bitmesine 3 saat vardı, ama patronum beni erken göndermişti. İş için Antalya’ya gitmem gerekiyordu ve 1 hafta orada kalacaktım. Tabi ki Necati olmadan gitmeyecektim. Hem tek başıma canım sıkılırdı, hem Necati Antalya’yı görmek istiyordu hem de ilk defa gidecektim bende. Bu yüzden yalnız gitmemek en iyisidir diye düşünmüştüm. Patronla da konuştum iki kişi gideceğimi kabul etti. Hoş kız arkadaşımla gideceğim diye biliyordu ama olsun, nasıl olsa tüm masrafları şirket karşılıyordu. Gündüzleri 3-4 saat fuarda duracaktım, belki ondan sonra bir iki görüşme yaparım, saat 3 veya 4’ten sonra boştum.  

Şirketten çıkar çıkmaz Necati’yi aradım. Ayhan abinin yanındaymış. Gidecekmiş ama beklemesini söyledim, güzel haberlerim olduğunu söyledim. Başta söylendi ama kabul etti. Kendimi İstanbul’un çileli trafiğine atarak yola koyuldum hemen. Erkem çıkmama rağmen, tahmin edeceğiniz gibi trafik çoktu. 2 saatlik yolculuktan sonra mekana gelmiştim. Yine güler yüzüyle Bahar karşıladı beni kapıda. 

“Oooo hoş geldin. Yoktun uzun zamandır.” 

“İşler güçler işte. Anca vakit bulduk.” 

“İyi bakalım nasılsın?” 

“Çok iyiyim! Seni sormalı.” 

“İyiyim bende. Hayırdır, ne bu mutluluk?” 

“Güzel bir tatile çıkacağım onun mutluluğu.”  yüzümdeki tüm kasları gülümsemek için kullandım o an.  

“Oh oh güzel. İyi tatiller şimdiden. Seninki arka masada.” 

“Tamam teşekkürler. Görüşürüz sonra.” 

“Tamamdır. Bir şey içer misin?” 

“Her zamankinden.” 

“Sameeeett! Bir limonata.”  bunu söylerken o tatlı kızdan bir anda eser kalmamıştı sanki. 

Necati beni görünce heyecanlandı. Elleri kopacakmış gibi sallamaya başladı -ben buradayım-  dermişçesine. Yanına gidip oturunca soru yağmuruna başladı. 

“Ne oldu?” 

“Neden bu saatte geldin?” 

“Yine mi işten ayrıldın lan?” 

“Necati bir nefes al. Ne işten ayrılması.” 

“Ne bileyim. En son bu saatte güzel bir haber vereceğim dediğin zaman işten ayrılmıştın.” 

“O iş başkaydı. Bana göre değildi o.” 

“İyi! Ne haberi verecektin sen bana?” 

“Dur bir limonata gelsin, bir nefes alayım. 2 saattir trafikteyim zaten.” 

“Lanet olsun adamım, ne limonatası Tanrı aşkına! Söyle işte.” 

“Senin yine ağzın bozuldu. İyi tamam söylüyorum.” 

Necati’nin gözleri büyümüş, kulakları dikleşmişti. Dilini de çıkarsa aynı Alman çoban köpeklerine benzeyecekti. 

“Necati!?” 

“He!” 

“Antalya’ya gidiyoruz tatile.”  bunu söylerken, sanki her zaman gidiyormuşuz gibi bir hava takındım. Umursamaz bir şekilde. 

“Aga, senin başına güneş mi geçti? Yoksa trafikte çok kaldığın için beyindeki su miktarı mı azaldı? Ne Antalya’sı oğlum. Tekirdağ’a gidecek paramız yok!” 

“Lan bir dinle. Şirket bir fuara katılıyor. Bende o fuar için gideceğim 1 haftalığına. Patronla konuştum, “kız arkadaşımda gelebilir mi?”  dedim, “tamam” dedi. Otel masrafı şirketten. Eğlence bizden” 

“Valla mı? Allaaaaahhhh! Hep görmek istemişimdir Antalya’yı. Aslansın lan sen!”  dedi ayağa kalkıp, kollarını açıp oynarken. 

“Bir dakika. Sen kız arkadaşım mı gelecek dedin?” 

“Evet! Kız arkadaşım gelecek dedim. Başka türlü kabul etmezdi.” 

“Bu kız arkadaş olayı olmamış ama olsun. Yine de güzel bir tatil yapacağız artık.” 

“Aynen öyle. Hadi hazırlan, gece uçağına yetişelim.” 

“Uçak mı? Lan uçaktan korkuyorum biliyorsun! Otobüsle gidelim” 

“Lan eşek kadar adam oldun, hala uçaktan korkuyorsun ya. Otobüste perişan oluruz.” 

“Bir şey olmaz. Hem benimle yolculuk yapmak zevklidir biliyorsun.” 

“Tabi tabi. Ankara’ya gittiğimiz o günü unutamıyorum hala” gerçekten rezalet bir yolculuktu.  

“Ya o biraz karambole geldi. Tam havamda değilim. Bir de Ankara yani, ne olacaktı.” 

“Tamam tamam. Sen biletleri al o zaman. Bende eve gidip hazırlanayım. Sende oyalanma.” 

“Tamam. Otogarda görüşürüz.” 

Eve gidip hazırlanmam çok uzun sürmedi.  

Akşam olmuş, Necati ile otogarda buluşmuştuk. 10 saatlik yolculuk bizi bekliyordu. 10 saat. İlk günüm boştu. Bir gün önceden gidiyorduk. Fuar ertesi gün başlıyordu. Önce fuar alanına bakacaktım, sonra katılanların listelerini tekrar kontrol edecektim, bir iki görüşmeden sonra öğlenden sonrası bizimdi.  

10 saatlik sıkıcı yolculuktan sonra Antalya’ya varmıştık. Taksi ile otele gittik. Sabahın köründe, daha resepsiyonistler bile uyanmadan giriş işlemlerini yaptırdıktan sonra kata çıktık.  

“Ben fuar alanına gideceğim, sonra birkaç görüşmem var. Öğlene doğru gelirim. Sonra denize falan gideriz. Sen uyu dinlen.” 

“Tamam sen işlerini hallet”  dedi yatağa yatmış, ağzı ile yanağı birleşmiş, yarı uykulu bir halde konuşurken.  

İşlerimi hallettikten sonra saat 12:00′ da odaya çıktım. Necati kendisine gelmişti bile. Öğle yemeğini yedikten sonra tekrar odaya çıkıp üstümüzü değiştirdik. Odadan çıkıp asansöre bindik. İki alt katta durdu ve bir kadın asansöre bindi. Sarışın, mavi gözlü, uzun boylu ve fit vücutlu bir kadındı. Karakalem çalışması gibi karşımızda duruyordu. 

“Lanet olsun Canıtın. Gözlerim eriyor Tanrım.” 

“Oğlum sakin ol. Mağarandan yeni mi çıktın?” 

“Kapat o lanet olası çeneni. Ben böyle turist görmedim daha önce. Acaba bu akşam benimle gece kulübüne gelir mi?”  

“He oldu. Oda diyordu zaten. Necati beni çağırsa da eğlensek!” 

“Ya oğlum öyle deme. Baksana şuna” 

“Yalnız gerçekten çok güzel. Hani insan cam fanusun içine koyup, kimseye elletmemek istiyor” derken derin bir nefes almıştım. Gerçekten çok güzeldi. 

“Sen ne diyorsun, sevgilim olsa maymun olur, boynuma “kabuklu yemiş atmayın” tabelası azar gezerim.” 

“Abart Necati abart! Hoş sana şuan aşağı atla dese atlarsın.” 

“Aşağı atlamakla. Uçağa biner 20.000 bin fitten paraşütsüz atlarım. Sen İngilizce biliyorsun lan, söylesene akşam birlikte çıkalım. Arkadaşı falanda vardır.” 

“Lanet olsun Necati. Öküzlük yapma tamam. Allah’tan yabancı kadın, yoksa çoktan rezil olmuş, daha otele giremezdik.” 

Dedikten sonra giriş katına gelmiştik. Kapı açıldı, kapının önünde duruyordum. Centilmen bir erkek olarak, önce kadına geçmesi için önünü açtım. Necati’nin arkada salyaları akarak bakmaya devam ediyordu ve kadın asansörden çıkıp birden arkasını döndü… 

“Öncelikle iltifatlarınız için teşekkür ederim. Bende Türküm yabancı değilim. Bir de Necati’ydi dimi?  Bazı düşüncelerini kendine sakla. Her şeyi söylemek iyi değildir.” 

İkimizde dumur olmuş, sadece bakıyorduk. Asansörden çıkamadık bile. O güzel kadın arkasını dönüp gitti. 

“Kahretsin. Tanrı aşkına kız Türk çıktı. Lanet olsun Canıtın.” 

“Üzülme Necati. Sen her zaman rezil oluyorsun.” 

“Olsun be! Yine de her sözümün arkasındayım. Hak ediyor o sözleri. Ben böyle güzel Türk görmedim. As bayrakları” 

“Yürü Necati. Sana at gözlüğü takacağım artık. Eminim daha çok rezil olacağız.” 

Pis pis gülerken denize doğru ilerliyorduk. Biliyorum bizi daha çok olaylar bekliyor. Çünkü yanımda Necati var. O varken sakin bir gün geçmeyecektir. 

Hakkında Mağara Adamı

1993 yılında gözlerimi hayata açtığımdan beri bir gariplik olduğunu anlamıştım. Bu hayattaki amacımın insanlara bir şeyler anlatmak, onlara bir şeyler göstermek ve eğlendirmek olduğunu anlamam uzun sürmedi. Uzun zaman önce kendi mağaramdan çıkmayı başardım. İnsanların da mağaralarından çıkıp dışarıdaki havayı koklamalarının zamanı geldi.

Ayrıca Bakınız

Türkiye’de ki Plajlar ve Durumları

Türkiye’de ki plajlar ve durumlarına şöyle bir göz atalım istedim. Göze çarpmayan ama rahatsız edici durumları var. Hem işletmecileri yönünden hem de giden insanlar yönünden oldukça can …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir